İkinciel otoya rağbet arttı.
26/4/2009 -Kategori: Otomobil
İkinci el otomobillerde fiyatlar bir ay öncesine göre 500-1000 TL arasında artarken, müşteriler satın alacak ikinci el otomobil bulmakta zorlanmaya başladı.
Konya'da 2. el otomobil galerisi sahibi Mehmet Çenesiz, ÖTV indiriminin başlamasıyla birlikte pek çok kişinin sıfır otomobillere yöneldiğini, bu dönemde 2. ellerde gözle görülür bir durgunluk yaşandığını belirtti.
İkinci ele olan talep artışıyla birlikte fiyatların bir ay öncesine göre 500-1000 TL arasında yükseldiğini vurgulayan Çenesiz, müşterilerin satın alacak uygun ikinci el otomobil bulmakta zorlanmaya başladığını söyledi.
Konya'da bazı ikinci el otomobillerin ortalama fiyatları şöyle: Marka Model Fiyat Audi 1999 27,5 bin TL Renault Kango 2007 (Koltuklu) 16,5 bin TL Fiat Doblo 2005 1.9 klimalı 17 bin TL Opel Astra 2002 17 Opel Corsa 1997 10.5 bin TL Toyota Corolla 1993 GL 10.5 bin TL Ford Focus 2001 Chia 16 bin TL Audi 2005 TDİ 3000 40 bin avro Tofaş Şahin 1993 4 bin TL Peugeot 2003 307 16.5 bin TL Volkswagen Passsat 1998 benzinli 18 bin TL Volkswagen Golf 1998 16 bin TL BMW X5 2003 3000 diesel 36 bin avro Mercedes 2004 270 cdi 34-35bin avro Skoda Favori 2001 9 bin
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çölde korkunç işkence
26/4/2009 -Kategori: Haberin icinden

BİRLEŞİK Arap Emirlikleri kraliyet ailesi üyelerinden birinin, çölde bir adama acımazca işkence yaparken kaydedilen görüntüleri dünyada büyük yankı uyandırdı. Görüntülerde BAE veliaht prensi Şeyh Muhammed’in kardeşi Şeyh İsa bin Zayed el Nahyan, kendisinden bir şey çaldığını düşündüğü bir adamı gece yarısı çöle kaçırıyor ve burada işkence etmeye başlıyor. Önce elleri ve ayakları bağlı kimliği belirsiz adamın kafasına diziyle basıp ağzına ve burnuna kum doldurmaya başlıyor.
ÇİVİLİ TAHTAYLA DÖVDÜ
GİDEREK sadistleşen İsa, çivili tahtayla adamı vahşice dövüp yarasına tuz basıyor. Polislerin de katıldığı işkence, İsa’nın baygın haldeki adamın üstünden jipiyle defalarca geçerek kemiklerini kırmasıyla sona eriyor. ABC’nin ele geçirdiği görüntüler, İsa’nın eski iş ortağı tarafından ABD’ye kaçırıldı. ABC
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Hastane'de spermler karıştı.
26/4/2009 -Kategori: Hastalik saglik
İngiltere'nin başkenti Londra'daki St. Thomas Hastanesinde dikkatsizlik, bir skandalın yaşanmasına neden oldu.

Hastanede kısırlık tedavisi gören üç kadının yumurtalarının, kendi eşlerinin değil, diğerlerinin eşlerinin spermleriyle döllendirildiği ortaya çıktı.
Hastane yetkilileri, kısırlık tedavi merkezlerinin Sağlık Bakanlığı ve ilgili denetçi kuruluşların koyduğu kurallara göre faaliyet gösterdiğini belirttiler ve bu kuralların gözden geçirilmesini istediler.
Aynı hastanede 2007 yılında da benzer bir olay yaşandığını, bu olayda bir kadının rahmine farklı bir kişinin spermiyle döllendirilmiş yumurtanın yerleştirildiğini belirten uzmanlar, diğer bazı hastanelerde de benzeri karışıklıkların yaşanmasının, kısırlık tedavi sürecinde uygulanan kuralları
sorgulanır hale getirdiğini belirtiyor.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"Barış ile evlenecektik"
20/8/2007 -Kategori: Magazinsel
Rock müziğin yaşayan efsanesi Erkin Koray’ın kızı Damla Koray, geçtiğimiz ay Bodrum’da geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybeden ünlü şarkıcı Barış Akarsu ile büyük bir aşk yaşadıklarını ve evlilik kararı aldıklarını açıkladı. Damla, "Eylülde nişan yapacaktık. Babam görmesin diye geceleri ağlıyorum" dedi.
Kendi doğum günü partisi için Bodrum’a gittiği 29 Haziran gecesi trafik kazası geçirip komaya giren ve 4 Temmuz’da hayata veda eden genç şarkıcı Barış Akarsu’nun ölümü tüm Türkiye’yi yasa boğmuştu. Bu kazada yaşamını yitirenler arasında Barış Akarsu ile aynı arabada bulunan Zeynep Koçak ve Nalan Kahraman da vardı. Ve Zeynep Koçak’ın Akarsu’nun sevgilisi olduğuna dair haberler çıkmıştı. Aradan bir ayı aşkın bir süre geçti ve Erkin Koray’ın kızı Damla Koray, Barış Akarsu’nun sevgilisi olduğunu ve eğer o trajik kaza gerçekleşmeseydi Akarsu ile eylül ayında nişanlanacaklarını açıkladı. İşte Damla Koray’ın sürpriz açıklamaları:Rahmetli Barış Akarsu ile ilk ne zaman ve nerede tanıştınız?
- Barış’la babamla nisan ayında gittiğimiz Ankara konserinde tanıştık.
İlişkiniz nasıl başladı?
- Biz tanıştıktan sonra telefon görüşmelerimiz başladı. Çok güzel bir
dostluk yaşıyorduk, bu görüşmelerimiz konserlerle devam etti. Genelde
babamla birlikte Barış’ın konserlerine gidiyorduk. Zaman zaman Barış’la
oturup, sohbet ediyorduk ve bu böyle devam etti, ilişkimiz ilerledi.
Barış nasıl bir insandı ve neler paylaşıyordunuz?
- Barış olabileceğinin en iyisiydi. Benim onunla ilgili kafamda hiçbir
soru işareti kalmamıştır. Kendisini beni sevdiği gibi sevdim, ona
inancım ve aşkım hiç bitmeyecek. Bizim hayallerimiz vardı,
gerçeklerimiz vardı. Onu kaybettikten sonra hayattan koptum. Ama babam
da benim sevdiğim bir insan onu üzmeye hakkım olmadığını düşünüyorum.
Hayata tekrar sarılmaktan başka ne yapabilirim ki...
Trajik kazanın gerçekleştiği o geceyi anlatır mısınız? Galiba siz Barış için düzenlenen doğum günü partisinde yoktunuz?
- Evet, yoktum. Doğum günü partisine ben de davetliydim ama bu tür
kalabalık davetleri, gürültüyü ben de babam gibi sevmediğim için
katılmadım. Çünkü biz doğum gününü daha sonra kutlayacaktık. Doğum
gününden önce İzmir’e gitti. İki gün kaldıktan sonra Bodrum’a geldi. O
ve trafik kazasının yaşandığı gece benim de onunla birlikte dünyam
bitti. Artık onu geceleri rüyalarımda görüyor ve konuşuyorum. Çok büyük
bir acı, bu acıya nasıl dayandığıma ben bile inanamıyorum. Şimdiye
kadar konuşmadım çünkü kazada Barış’ın sevgilisi olduğu söylenen Zeynep
Koçak da hayatını kaybetmişti. O acı günlerde ortaya çıkıp aşkımızı
anlatamazdım. Aşkımızı herkesten sakladım, acımı kendim yaşadım.
Babanızın bu beraberlikten haberi var mıydı?
- Babam benimle arkadaş gibidir ama sert bir insandır. Özellikle Barış
konusunda çok anlayışlıydı. Babam da Barış’ı çok sevdi. Bu olaydan
babam da etkilendi, onu üzülmesini istemiyorum. Şu an sizinle gizli
konuşuyorum ama babamın özellikle benim içimi dökmemi istediğini de
biliyorum. Beni görmesin diye geceleri odama girip her gece ağlıyorum.
Ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum. Bu kadar zaman geçti ama hálá
kendime gelebilmiş değilim. Ben bu durumu, bu acıyı kabul edemiyorum.
Barış, hayatıma ’cankurtaran’ gibi girdi ve öylece bırakıp gitti.
Barış’ın ailesiyle tanışmış mıydınız?
- Beni eylül ayında Amasra’ya ailesi ile tanıştırmaya götürecekti.
Bu ilişkiyi herkesten gizliyorduk. Ama en kısa sürede verdiğimiz
sözleri yerine getirecektik, eylül ayında nişanlanacaktık. Maalesef ben
Barış’ın ailesiyle hastanede tanıştım. Ama onun da söz verdiği gibi ben
yine eylül ayında Amasra’ya gideceğim.
Babası okula yollamadı
Damla Koray’ı herkes babası Erkin Koray’ın onu okula göndermemesiyle
tanıdı. Okullardaki eğitim sistemine karşı olan Koray’ın kızını okula
göndermemesi bir dönem tartışma konusu olmuştu. 1983 yılında Kanada’da
doğan, okuma yazmayı üç yaşında öğrenen, ardından İngilizce dersleri
alan Damla, aslında babası istemese de yedi yaşında okula başladı.
Ancak okula başladıktan birkaç ay sonra bitlenince Erkin Koray, "Bu
eğitim sistemi adam olmaz" deyip Damla’yı okuldan aldı. Ancak Damla’nın
okula gitmemesi tonmaister eğitimi almak isteyince karşısına diploma
sorunu çıkardı ve o da liseyi dışardan bitirmek zorunda kaldı. Damla,
sanat yaşamında 50. yılını kutlayan babasının eli kolu adeta. Damla,
Erkin Koray’ın menajerliğini yapıyor.
Severdim keratayı
Ortaya çıkan bu sürpriz aşkla ilgili Erkin Koray, titrek ve
üzüntülü bir ses tonuyla şu kısa açıklamayı yaptı: "Evet Barış’la kızım
çok iyi arkadaştılar. Ben de tanıştım Barış’la, severdim keratayı ama
olmadı. Bunun cevabını bana değil kızıma sorun."
Hürriyet / Demirhan Hararlı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sanki komedi filmi hayret!
20/8/2007 -Kategori: Heyecanli
Korsan İstanbulsporlu Kenan’ı serbest bırakırken “Gol atmazsan yine kaçırırım” diye şaka yaptı...
Beşiktaş’tan İstanbulspor’a kiralık giden futbolcu Kenan Özer, kaçırılan uçağın ön koltuğunda oturduğu için korsanların elinden kurtulamayan son 3 yolcudan biriydi. Bu sırada İstanbulspor Sportif Direktörü Saffet Sancaklı ve Beşiktaş İdari Menajeri Sinan Engin’in Kenan Özer’i araması, uçaktaki en ilginç diyalogların başlangıcı oldu.
Saffet Sancaklı, korsanla neler konuştuğunu şöyle anlattı: “Uçağın kaçırıldığını öğrenince Kenan’ı aradım. Telefonu açınca, uçakta neler olduğunu sordum. Kenan kendisiyle birlikte iki kişinin daha olduğunu söyleyince, ’Telefonu onlardan birine ver, ben görüşeyim’ dedim. Kenan da telefonu Türk korsana verince, aramızda esprili bir diyalog geçti.”
“Abi, arkadaşla bir konuşayım” “Korsana, ’Ben Saffet Sancaklı. Beni tanıyor musun?’dedim. ’Abi iyi tanıyorum seni’ dedi. ’Ne oluyor, ne yapmak istiyorsunuz?’deyince ’Tahran’a gideceğiz’ diye cevap verdi. ’O kadar yolcunun içinde bula bula bizim futbolcumuzu mu buldunuz? Şimdi adamı kaçıracaksınız yarın açılışa katılamayacak. Hem Kenan benim yeğenim olur, onu serbest bırakın’ diye şakayla karışık konuştum. ’Abi, diğer arkadaşla bir konuşayım’ diyerek telefonu kapattı.”
“Kusura bakma abi”
“Korsan bir süre sonra beni aradı ve ’Tamam abi, kusura bakma senin yakının olduğunu bilmiyorduk. Kenan’ı bırakıyoruz’ dedi. Ben de, eğer 15-20 gol atmazsa kendisini bir daha kaçıracağınızı söyleyin dedikten sonra gülüştük. O anda canlı yayında izliyordum zaten, Kenan’ı bıraktıklarını gördüm. Korsan dediğimizi yaptı.” Korsanla konuşmak istediğini ancak görüşemediğini belirten Beşiktaş’ın menajeri Sinan Engin ise şunları söyledi: “Kaçırılan uçakta olduğunu öğrenince hemen telefonla Kenan’ı aradım. Durumunu sordum ve sakin olmasını söyledim. ’Onlara futbolcu olduğunu söyle. Hatta telefonu ver ben konuşayım’ dedim. Ancak Kenan korsanın o an sinirli olduğunu söyleyerek telefonu veremedi. Daha sonra futbolcu olduğunu söylemiş, ardından da anlattığı diyaloglar gerçekleşmiş.” Uçaktan indikten sonra konuşan Kenan Özer, Türk korsanın Saffet Sancaklı’yla görüştükten sonra kendisine dönerek, “Gol atmazsan yine uçak kaçırırım” diye şaka yaptığını anlatmıştı.
Vatan / Kadir Ecevit ÖZOĞLU
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çölaşan'a şaşırtan destek!
20/8/2007 -Kategori: siyasice
Çölaşan'a ayıp ettiler. Hem de çok ayıp etiler... Madem Emin Çölaşan gibilerin bazı gazeteler için ‘kontenjan değeri’ var, (kontenjan değeri olduğunu, Hürriyet gazetesinin yaptığı ‘büyük yazar’ transferinden biliyoruz), kalsaydı adamcağız yerinde.
Mine Kırıkkanat ve Necati Doğru ‘Vatan cephesi’ni tutuyorlar.
Hıncal, Sabah barikatlarında...
Emin Çölaşan da Hürriyet cephesini tahkim ediyordu.
İyi de ediyordu.
Bütün o cedelci, laf anlamaz, inatçı tavrına rağmen (yazılarında pek göstermiyordu ama), Çölaşan’da törpülenmemiş bir ‘insan’ yan vardı.
Biraz da saftı.
Bütün o kavgacı yazıları da, herhalde, saf olduğu ve kendi kendini dolduruşa getirdiği için yazıyordu.
Çok değil, bundan altı ay kadar önce, üstadın ‘veda’ kıvamındaki yazısını okuyunca dayanamamış, bir Çölaşan güzellemesi yazmıştım.
Sonra da, üstadın yazdıklarını ve yazamadıklarını dercetmiştim.
Pek çok kişi, nerden icap ettiği belirsiz ‘veda’ yazısını, ‘Çölaşan Hürriyet’ten ayrılıyor galiba’ şeklinde yorumlamıştı ama, üstadınki bir tür ‘30 yıl dertleşmesi’ydi.
İşte, bugüne kadar doğru bildiğinden hiç şaşmamış, hep mazlumun yanında
olmuş, kötülerin üzerine gitmiş, haram yememiş, kalemini satmamış,
hayatını rejim düşmanlarıyla mücadeleye adamış, vs...
Başka türlüsü olabilir miydi ki zaten?
Medyanın dürüst kaleminden beklenen, elbette, yolsuzlukların üzerine gitmesi, dürüstlükten taviz vermemesiydi.
Fakat ‘dürüst kalem’ Emin Çölaşan, bazı şeyleri yazmadı.
Neleri yazmadığını hatırlatmıştım ama, bu tecessüsten korktuğumu da ekleyivermiştim.
Çölaşan teşekkür telefonu açtı.
Hatta, Ankara’ya davet etti.
Ee, ikimiz de boşta olduğumuza göre, bir ‘Çölaşan seferi’ düşünülebilir.
Neyse işte, tecessüs kötü bir şeydi.
Birileri, iş edinmiş gibi, neyi yazdığınızı değil, neyi yazmadığınızı, hatta ‘yazamadığınızı’ kolluyor, yaptığı şey yeterince sevimsiz değilmiş gibi, bir de oradan hüküm çıkarıyordu.
Çölaşan da her şeyi yazamıyordu işte.
Elinden gelmiyordu.
Fakat, yukarıda da belirttiğim gibi, ‘yazamayan’ Emin Çölaşan bile daha sevimli bir figür.
Daha matrak...
Mizah duygusundan yoksun ama, daha matrak...
Hatta daha bilgili...
Bir de ‘kontenjan’dan Çölaşan’ın yerine ikame edilen arkadaşın durumuna bakalım.
Ertuğrul Özkök, ‘büyük yazar’ diye pazarlanan arkadaşı takdim ederken, satıraralarında Çölaşan’a giydiriyordu: ‘Samimiyetle, duyguyla, bilgiyle, mizahla, tarafsızlıkla yapılan muhalefet, çifte su verilmiş çelik gibi oluyor’muş... ‘Ama hakaret, iftira, takıntı, lakap takma, haksızlık gibi şeyleri muhaliflik gibi sunmaya kalktığınız zaman iş değişiyor’muş...
Dolayısıyla, Çölaşan gider, Yılmaz Özdil gelirmiş.
Bu ‘büyük yazar’ meselesine uygun bir zamanda değineceğim.
İsterseniz önce şu ‘bilgiyle’ yapılan muhalefete bir göz atalım:
İşte Çölaşan’ın yerine ikame edilen ‘bilgili, duygulu, tarafsız, samimi, esprili’ arkadaşın yazdıkları:
‘Bidon kafa... Yani darılmayın ama, hakikaten Allah cezanızı
versin be kardeşim. Sevmeyenlerin cehenneme kadar yolu var...
Fethullah... Abdullah... Mabdullah... Kıçına solunum cihazı taktıkları
zaman beni hatırlarsın, çünkü bu saatten sonra ancak orandan nefes
alabilirsin... Elalem gemi almış, sen iskele babası almışsın... Sen
bilirsin kardeş. Türbanmış, uzlaşmaymış, hikáyedir. Laga lugadır.’
Şimdi gel de üzülme.
Gel de Emin Çölaşan’ı arama.
STAR

